Av. Sena Yazıbağlı Gül:

20 Aralık 2017

Ağustos 2017’de gerçekleşen Avukatlar Kampı’na katılan avukatlar ile söyleştik.

 

Av. Sena Yazıbağlı Gül, İzmir

Biraz seni tanıyalım. Sena kimdir?

Kısa bir süredir avukatlık yapıyorum. Öğrencilik yaşantım uzundu. Birinci sınıfta Siyah Pembe Üçgen Derneği ile tanıştım. Bir süredir derneğin avukatlığını üstleniyorum. Onun dışında, aynı zamanda Suriye vatandaşı olduğum için göç ve iltica meselesine çok daha önceden dahil oldum.

Peki neden avukat oldun?

Ben Suriye’liyim ve oradaki toplumlarda kız çocukları çok zor şartlar altında yetişiyor ve okuyamıyor. Her şeyden önce üniversite okumak istedim. Haksızlığa tahammül edemediğim yerde ve küçükken izlediğim filmlerden dolayı avukatlığa yöneldim diyebilirim.

Neden LGBTİ+ hareketine dahil oldun?

Ben aslında homofobiktim. LGBTİ+ hareketi ile tanışma nedenim de buydu aslında. Siyah Pembe Üçgen Derneği ile düzenledikleri hukuk temalı toplantılar vesilesiyle tanıştım. Toplantılarda ilk kez bir trans kadınla yan yana durmak, korkmamak ve hayatına bir şekilde dahil olmak beni daha fazla şeyler yapmaya itti. Kanunlarla, uygulamalarla ve insanların davranışlarıyla fazlasıyla öteki hissettirilen LGBTİ+ kimliklerin yanında oluyor olmam, benim de bir “öteki” oluşumun getirisi olabilir. Dahil olduğum noktada gerçekten meselenin göründüğü gibi olmadığını anladım.

Temas etme hali bu anlamda gerçekten çok değerli. Ancak bazen bu temasın olumlu noktada dönüştürücü olmadığını görüyoruz. Sence hukukçuların LGBTİ+’lara ilk temasındaki tepki nasıl oluyor?

Hukuk alanında çalışan herkes, hareket ile tanışmadan önceki benliğime sahipmiş gibi. LGBTİ+’ları taraflaştırıyorlar ve vatandaş değillermiş gibi bakıyorlar. Dolayısıyla anlayabilmeleri bu disiplin alanında çalışmadan çok mümkün değil. Çünkü karşısına gelen davalar çokta olumlu davalar değil. Bu yüzden buradan bir temas kurması oldukça zor. Ancak avukat savunmasıyla yapılabilir. Bu noktada çözüm hakimlerin eğitilmesi değil. Hukuk fakültelerinde ayrımcılık karşıtı derslerin okutulması, temel ayrımcılıklara karşı mücadelenin öğretilmesi gerekir.

Bu alanda çalışan çok az avukat var ve az olduğumuz için zaten “ibne avukatı” etiketi yapıştırıyorlar. Elbette bu beni rahatsız etmiyor. Çünkü kendimle özdeşleştirdiğim bir mesele değil. Ben bu işin içinden çıktığımda bu söylemler değişmeyecek. Zaten bu söylemler olduğu için bu alanda çalışıyorum ve bundan gocunmuyorum. Bu benimle ilgili bir şey değil. Baktığımızda ben bir taneyim ancak bu hareket toplumsal bir hareket. Bu yüzden harekete ne katabileceğimi düşünüyorum sadece.

Cinsiyet geçiş sürecinde hukuki anlamda çok teknik şeyler var ancak “cinsiyet değiştirme operasyonu” yazıp, yanına “cinsiyet geçiş süreci” ibaresini ekleyen avukatlar var ve bu çok dönüştürücü olabiliyor. Senin bu anlamda yaptığın şeyler oluyor mu?

En çokta buna dikkat ediyoruz zaten. Kanunlar fazlasıyla sıkıntılı, yorumlanışı da öyle. Orada “değişiklik” olarak belirtiliyor olması belki de kanun koyucunun bilinçli eksikliğidir ancak “üreme yeteneğinden sürekli yoksunluk” yorumu ile ilgili özellikle dilekçelerde söz üretmeye çalışıyorum. İnsanlar cross-gender olarak var edebilirler kendilerini. Cinsiyet için herhangi bir operasyona gerek yok. Beyan tek etken olmalı. Devletin ve toplumun bizlerin cinsel uzuvlarıyla bir meselesi olmamalı.

İzmir’deki seks işçilerinin yaşadığı ihlaller neler?

Trans kadın seks işçileri çoğunlukla Bornova Sokak’ta daha görünür bir şekilde çalışıyorlar. Buradaki baskı günden güne artıyor. Orada çalışan kadınları dışarı çıkarmıyorlar. Gelen insanları taciz ediyorlar. Birkaç kez memur arkadaşlarla konuştuğumda “onların güvenliği için önlem alıyoruz” cevabını aldım. Ancak tabi ki bu gerçek değil.

Madde 227 değişti ve bununla birlikte baskı daha da arttı. İzmir’de ev kapama ve gözaltı gibi şeyler yaşanmaya başladı mı?

Ev kapama şu dönem biraz daha yavaşlamış durumda çünkü devletin kendince daha önemli bulduğu meseleleri var.

Peki, trans müvekkillerinin yaşadığı sorunlar neler?

Genel olarak devlet dairesinin herhangi bir kurumuna inanmıyorlar ve bunu bir bürokrasi olarak görüyorlar. Aynı şekilde avukatlarla da aynı teması kuruyorlar. Diğer müvekkillerimden farklı olarak LGBTİ+ müvekkillerim ile güven ilişkisi kurabilmek için performansımın daha yüksek olması gerekiyor. Kurulan güven ilişkisinden sonra bir parça daha kolay oluyor ancak bu sefer kaygılarım artıyor olumsuz durumlarda. Sürekli kendilerini güvensiz ve çaresiz hissediyorlar haklarını bilmedikleri için. Bir transı kimsenin savunmayacağını düşünüyorlar.

Translar için hukuk ve adaletin varlığı güçleşebiliyor. Ancak güven ilişkisi kurduktan sonra haklarını hiç bilmeyen bir birey için “kahraman” olabiliyorsun ve hayatlarında önemli bir noktaya koyuyorlar. Peki, kurulan ilişkiden sonra senin hayatında değişen bir şey oldu mu?

Bornova Sokak’a paralel olan bir sokakta ofisim var. Bu yüzden her gün bu sokaktan geçip ofisime gidiyorum. İşim bittiğinde çıkıp evime gidiyorum ve bu süre zarfında kimse benim cinsiyet kimliğime dair bir saldırıda bulunmuyor. Aşağılayan olmuyor. Tacize maruz kaldığımda ise yaptırımları çok net olabiliyor. Ancak bir trans için bu böyle değil. Hayatın her alanında yok sayılıyorlar ve bu çok acımasızca. Benim yaptığım tek şey ise çizilen “devlet avukatlığı”nın dışına çıkıp bu düzeni değiştirmeye çalışmak.

Hukukun dili bu kadar erilken ve yaşanılanlar bu kadar acımasızken LGBTİ+’ların avukatlığını yapmak zor değil mi?

Bu coğrafyada yaşamak bile bazen zorlaşabiliyor. Öteki sayılan tek kimlik LGBTİ+’lar değil. Pek çok ötekileştirilen kimlik var ve kadın olmakta buna dahil. Bu yüzden bu zorluğu “makbul” olanın dışındaki herkes yaşayabiliyor.

Siyah Pembe Üçgen Derneği’ne nasıl davalar geliyor?

Biz dernek olarak belirli disiplinlere ayrıldık. Bunun üzerinden danışanın problemini çözmeye yönelik hareket ediyoruz. LGBTİ+ dostu psikologlar ve doktorlar var. Buralara yönlendirmeler yapıyoruz. Bunun dışında, her şeye rağmen oturup ağıt yakmıyoruz. Her sene düzenlenen Baki Koşar Festivali’miz var. Bu bizim için önemli. İçini boşaltmadan ama matem havasına çevirmeden kültür sanat etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda İzmir’de yeni oluşumlar var ve onlarla temas halindeyiz. Bu bizi güçlü kılıyor.

Bir avukat olarak hukuk alanında çalışan insanlara söylemek istediğin neler var?

Hukuku anlamının dışında yorumlamadan, hukukun felsefesi ve sosyolojisini de bilerek hareket etmek gerekiyor. Bu yüzden okullarda okutulan Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi derslerini önemsemek gerekiyor. Bunun dışında, savunma hakkının kutsallığı çok önemli. Çünkü şu anda bizler dosyalarımız ile ilişkilendirilip taraflaştırılıyoruz. Bu da savunma hakkını rencide eden bir durum.

Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?

Bornova Sokak’tan geçerken “Be Trans Jiyan Nabe” yazıyor. Bunun anlamı benim için çok değerli ve her geçtiğimde o yazıyı okuyorum. Çünkü bu yazının yanında bir trans ve karşısında polis ve devlet var.

Röportaj: Demhat Aksoy

Bu söyleşi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın finansal olarak desteklediği ve Pembe Hayat ile Kaos GL Dernekleri’nin birlikte yürüttüğü Ayrımcılığa Karşı Gökkuşağı Koalisyonu Projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir.