Av. Neşe Öztürk: Kanunun Beyanınızı Önemsememesi Açıkça Bir İhlaldir!

13 Aralık 2017

Ağustos 2017’de gerçekleşen Avukatlar Kampı’na katılan avukatlar ile söyleştik.

 

 Av. Neşe Öztürk

Neşe neler yapıyor? Meslek hayatında hangi davalara bakıyor?

2000 senesinden beri serbest avukatlık yapıyorum. Ceza Hukuku ve İdari Hukuk uzmanlık alanım ancak tavsiye ve öğrenme isteği üzerine, tarafıma gelen üç tane geçiş dosyası oldu. Çoğunda problemi çözmeye yönelik, el yordamı ile girişimlerimiz oldu.

Aslında Ceza Hukuku ve geçiş süreci davaları birbirinden ayrı alanlar. Sana ilk geçiş davasının gelmesi ve ilk kez karşılaşıyor olman sende nasıl bir telaş uyandırdı?

Bana dosya ilk ulaştığında –dosya bir interseks birey dosyasıydı-  geçmişinde reddedilen bir dava vardı. Dosya tıbbi gerekçelerle 18 yaş altı zorunlu müdahaleyi gerektiren bir durumdu. Bununla ilgili yasal bir boşluk olduğu için dava ilk etapta reddedilmiş. Sonrasında hakim yasal düzenleme olmaması halinde kanun koyucu haline geçerek kanun yaratması hükmünden faydalanarak çocuğa yönelik bir karar çıkardı. Böylece 18 yaş altı müdahale gerçekleşti ve sağlık sorunları da giderilmiş oldu. Dosya çok kritikti ve benim uzmanlık alanım değildi. Müdahale edilmediği takdirde ölüm riski gerçekleşebilirdi ve böylesi kritik bir dosyanın kanun hükmü ile uyuşmaması problemi daha fazla telaş uyandırdı elbette. Bu amaçla yaptığımız girişimler de bizim için öncelik sağlık problemlerini gideriyor olmaktı.

Baktığın üç dava da interseks birey davalarıydı. Ve ilk iki davada da 18 yaş altı çocukların oluyor olması davada bağlayıcı bir noktada duruyordu diyebiliriz. Peki, bu müdahaleler öncesinde çocuğun beyanı soruldu mu?

Benim de ilk başta kendi beyanı olup olmadığı yönünde endişelerim vardı. Ancak aile bu alanda deneyimli ve bilinçliydi. Çocuğun kendisi, serbest iradesiyle aldığı bir karar olduğu çok belliydi. Ailesi zaten çok naif ve özgür yaklaşıyordu.

Başka bir yerden soracağım, sence Madde 40’taki eksikler ya da boşluklar nasıl giderilebilir?

Ben bu dosyalara girmeye başladığımda her bireyin sorununun farklı olabileceğini, ve bunu karşılaşmadan anlayamayacağımı fark ettim. Madde içerisinde “doğurganlık özelliğinin kaybedilmesi” şartı var. Bu tıbbi açıdan hem çok zor bir süreç, hem geri dönüşü yok hem de bu süre içerisinde kişiyi farklı pek çok kurumda damgalayabiliyor. Bu noktada kanunun size bunu dayatması, ne hissettiğinizi önemsemeden kendi istediği kalıba sokmaya çalışması açıkça bir ihlaldir. Bunu gidermek için belki bu konunun daha çok anlatılması gerekiyordur. Çünkü ben açıkçası dosyaları görene kadar o duyguyu yakalayamıyordum. Neler hissettiklerini, yaşadıklarını ve ne kadar riskli operasyonlar olduğunu bilemiyordum.

Süreci müvekkilin ile yürütürken, mahkemelerde veya hastanelerde yaşadığınız hak ihlalleri nelerdi?

En büyüğü ön yargı. İnsanlar kendine benzemeyen biriyle karşılaştıkları zaman direk kestirip atıyorlar ve yok sayıyorlar. En son katıldığım dosyada müvekkilim hissettiği kişi olmaya çalışıyordu. Hem rahmi hem de testisleri vardı. Ancak yumurtalıkları olmadığı için doğum mümkün değildi. Bunun dışında, zaten ona verilen kimlikle onun beyan ettiği kimlik farklıydı. Devletin bu konuda tüm olasılıkları düşünerek, tüm olası durumları hesaplayarak bir çözüm üretmesi lazım. Yoksa merdiven altı müdahalelerle çok ciddi problemlere maruz kalabiliyorlar.

Sigortalı olma durumu interseks geçiş ameliyatlarını ücretsiz kılıyor mu?

Sigortanın bir genelgesi var. Ona göre siz sigortaya bağlı bir işte çalışıyorsanız ya da onun güvenlik şemsiyesi altında olduğunuzu düşünüyorsanız operasyonları ücretsiz gerçekleştiriyor. Ancak müvekkilimin anlattığına göre, orada uygulanan bir birim ücreti var. Siz daha kalitesi bir ürün istediğinizde farkı ödemek zorundasınız.  Ya da hukukta hiçbir yeri olmayan “bıçak parası” uygulamasına göz yummak zorunda kalıyorsunuz. Bu noktada belki de sigorta kurumu ile görüşüp, neler yapılması gerektiğini konuşmak lazım. Ancak teorik olarak sigorta kapsamında bu haklardan yararlanılabiliyor.

Hukuki anlamda bu kadar boşluk varken, bir de üzerine ameliyat sonrası ciddi sıkıntılar yaşama riski ekleniyor.

Kesinlikle. Bu sayede de merdiven altı uygulamaların önü açılıyor. Hukuki ayağı geç sürdürüyorsunuz, tıbbi ayağını kısıtlıyorsunuz ve bu şartlar altında farkı ödeyebilecek ekonomik gücünüz yoksa merdiven altı müdahaleleri kabul ediyorsunuz. Ya da işin hijyen şartları sağlanıyor ama estetik ve uzun vadede enfeksiyon riski gibi pek çok şeyi kaçırıyorsunuz. Bu aslında çok ağır ve sorumluluğu çok yüksek bir karar. Yasa yapılırken bunlar gözetilmemiş ya da farkına varılmamış. Türkiye’de kanun uygulanırken “kervan yolda düzülür” mantığı uygulanıyor. Aksaklık olduğu zaman düzeltilir gözüyle bakılıyor. Halbuki ihtiyaçlar çok farklılaşabiliyor ve zamanla değişebiliyor. Ana noktalarda boşlukların yaratılıyor olması bu anlamda başlı başına bir problem. Bütün bu süreçte zeminde insan haklarının olması en önemli şey.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Bu konu derya deniz. Sürekli gelişen ve dönüşen bir alan. Kendi adıma bir dosyada uyguladığım yöntemi diğer dosyada uygulayamayabiliyorum. Her bir dosyanın önceliği ve ihtiyaçları farklı olabiliyor. Hukukçu olarak bizim de tahmin etmediğimiz noktalar olabiliyor. Bu noktalarda sorunla karşılaşmamak adına beraber hareket etmek gerekiyor.

Röportaj: Demhat Aksoy

Bu söyleşi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın finansal olarak desteklediği ve Pembe Hayat ile Kaos GL Dernekleri’nin birlikte yürüttüğü Ayrımcılığa Karşı Gökkuşağı Koalisyonu Projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir.