Av. Ezgi Özkan: Onur Yürüyüşü Herkesin Onur Mücadelesi Verdiği Bir Yer

28 Kasım 2017

Ağustos 2017’de gerçekleşen Avukatlar Kampı’na katılan avukatlar ile söyleştik.

 

 Avukat Ezgi Özkan, Mersin

 

Ezgi kimdir, hangi davalara bakar, biraz bahseder misin?

7 yıldır Mersin Barosu’na kayıtlı bir avukatım. Öncesinde, bir işçi avukatı olarak iş davalarının yoğunlukta olduğu bir büroda çalıştım. Yaklaşık 2 yıldır da bağımsız çalışıyorum. İlk olarak KaosGL’nin bir çalıştayına katılmıştım. Sonrasında Mersin 7 Renk Derneği’ni öğrendim ve orayla ilişkilendim. Ve orada bir şeyler yapmaya başladım.

Peki sence Avukatlar Kampı’nın avukatlara ne gibi bir faydası olabilir?

Hiç tanışmadığınız meslektaşlarınızla tanışıyorsunuz en başta. En azından benzer duyarlılıkları olan, insan hakları alanında çalışan veya motivasyonu olan kişilerle bir araya geliyorsunuz. Güven sağlıyor aynı zamanda. Avukatlık, biraz meslek itibariyle sosyal adalet, vicdan ve hak savunuculuğu gibi vizyonlar gerektiriyor. Bu bağlamda işbirliği yapabileceğimiz insanlara temas etmek güzel.

Burada kendi aramızda pek çok kavramı tartışıyoruz. Pratikte karşılaştığımız dava çeşitlerini, sorunları aktarıyoruz birbirimize. Bilgi alışverişi oluyor. Belki kalabalıklaşmak zamanla istenen bir şey olabilir. Çünkü Mersin yerelinde bu alanda kendimi yalnız hissediyorum.

Mersin 7 Renk’te gönüllü olduğunu söyledin. Oraya nasıl davalar geliyor?

Öncelikle, bir sorun yaşayan arkadaşlara benim telefonumu verebiliyoruz. Duruma göre dava açmak ya da şikayetçi olmak için ofiste yüz yüze görüşebiliyoruz. Dernekte çok bulunamıyorum, ancak eylemlerde ya da düzenlenen aktivitelerde yan yana gelme şansımız oluyor. Zaten Mersin 7 Renk’in avukatı olarak biraz tanınıyorum. Mesela Mersin Barosu’nda LGBTİ+’larla ilişkili herhangi bir etkinlik olduğunda ilk beni arıyorlar artık.

İnsan Hakları Komisyonu’nda çalışıyordum aktif bir şekilde. Orada toplumsal cinsiyet eşitliği dersi koymuştuk stajyerlere. Hatta Homo, Bi ve Transfobi Karşıtı Sempozyum kapsamında yine stajyerlere ders verme şansımız olmuştu. Sonrasında baro yönetiminin değişme süreci oldu ve peşinde gelen bir takım aksaklıklardan dolayı iş yapma potansiyelimiz azaldı.

Mersin yerelinde LGBTİ+’ların yaşadığı mağduriyetler neler?

Mersin aslında diğer pek çok şehre göre daha rahat. Ancak yine de maalesef gettolaşma her yerde olduğu gibi burada da var. Bunu bir sorun olarak ele alabiliriz. İnsanlar sokakta gezerken çok sıkıntı yaşamıyorlar diye düşünüyorum ama bunu tabii ki öznelere sormak gerekir. Bunun dışında, LGBTİ+ dediğimiz alan çok geniş bir şemsiye ve herkesin sorunları ve yaşadığı mağduriyetler ayrı. Trans kadınlar görünürlük anlamında performansları olduğu için daha bilinir ve görünürler. Belki de bu daha çok hedef haline gelmelerine neden oluyordur. Ancak bu anlamda seks işçiliği çok büyük bir etken. Bu etken de pek çok mağduriyeti doğurabiliyor. Ev kapatma veya fuhuşa yer sağlama gibi konular yerelde tekrar gündem haline geldi.

Bunun dışında, dernekle ilişkilenmeyen bir kesim var. Ben kişisel sohbetlerimde teşvik etmeye çalışıyorum ancak kendi iç ilişkilenmelerinde sıkıntılar olabiliyor ve bu benim çok müdahil olabileceğim bir alan değil. Bu nedenle bir mağduriyet yaşadıklarında arama durumları var, ama genelde kendi içlerinde hallettikleri bir şey haline dönüşüyor. Haklı kaygıları var insanların. Ancak bu alanda vekalet ilişkisi çok kurulamayabiliyor.

Peki bu mağduriyetlere karşı ne gibi önlemler alıyorsunuz?

Derneğin psikolog yardımı mevcut. Hem açılmaya ilişkin hem de şiddet vakaları için, problem ne olursa olsun çalışan arkadaşlara yönlendiriyoruz. Bunun dışında, arkadaşların bizlere güvenme problemleri oluşabiliyor. Burada da kişinin tabi ki istediği gibi hareket etmesini sağlıyoruz.

LGBTİ+’lar ile avukatlar arasındaki güven ilişkisini nasıl kurabiliriz? Senin önerilerin neler?

Mesela Mersin yerelinde bir çalıştay düzenlendi. Oraya hem LGBTİ+’lar hem de avukatlar geldi. Çalıştayda insanlar danışabilecekleri, yardım talep edebilecekleri avukatların olduğunu gördü. Bu da aslında bu ilişkiyi yavaş yavaş kuruyor diyebiliriz. Bunun dışında pratik için şuan bir öneri gelmiyor aklıma. Dokunmak gerektiği çok önemli bir nokta. Temas etmek gerekiyor insanlara.

Temas etmek gerçekten çok önemli oluyor. Avukatların da bu anlamda temas edememe hali gideriliyor ve karşılıklı ilişkileri düzeltiyor.

Avukatlar ofislerinde duruyor. İş yapmaları için avukatların ofislerine gitmek gerekiyor. Bu kural olarak görülüyor. Aslında bu alanda avukatların bir yerlere gelmeleri gerekiyor. Mesela onur yürüyüşüne…

Bu yılki Mersin Onur Yürüyüşü’nden bahsedelim o zaman biraz. Tehtidlere ve hedef göstermelere rağmen yine de yüründü. Bütün bu sürece karşı neler yaptınız?

Aslında Onur Haftası öncesinde tehtidler gelmeye başlamıştı. Sosyal medya üzerinden hedef gösterildik, sonrasında bu tehtidlerin ciddi olduğunu gördük. Güvenlik kaygısı çok fazlaydı elbette. Biz de bir takım önlemler aldık. Konukların bulunacağı otele pek çok telefon araması oldu. Onur Haftası’nın gerçekleşme ihtimalinin tehlikeye düştüğü ve otelin rezervasyonları hukuksuzca iptal ettiği gerçeğiyle yüz yüze geldik. İlerleyen süreçte bir bina içerisinde tüm haftanın etkinlikleri yapıldı. Kolluk kuvvetlerine haber verildi ve hafta boyunca bina güvenliği sağlandı. Hafta sonunda bir basın açıklaması yapıldı. Bazı milletvekilleri ve diğer örgütlerin desteğiyle kamuoyu oluşturmaya çalıştık. Tüm bu süreçte tabi ki bütün hedef göstermelere karşı suç duyurusunda bulunduk. Bunun takibini de yapacağız.

Bunun dışında Mersin Onur Haftası, 7 Renk dahil pek çok yereldeki örgütlenmelerin bileşeni olduğu ve temsilcilerinin bulunduğu bir komite tarafından düzenleniyor. Yani aslında Onur Haftası sadece LGBTİ+’ler için değil, herkesin onurunun tartışıldığı ve mücadelesinin verildiği bir yer. Bu yüzden herkesin buna katılması, ve aktif özne olması gerekiyor diye düşünüyorum. Ancak gözlemlerim kadarıyla diğer örgütlerden temsilci bazlı katılım olurken, güvenlik gerekçesiyle kitlesel bir katılım sağlanmadı. Bu da eleştirilmesi gereken bir noktadır belki. Yapılan yürüyüşte insanlar onur mücadelesi veriyor. Ve bu yüzden kendilerini ifade etmek istiyor. Çatışma kültürü yok. Zaten bu mücadele bu kanaldan da ilerlemiyor. Çokta uyumlu bir etkinlik olduğu için ve 18 yaş altı pek çok katılımcısının olduğu için güvenlik elbette en büyük kaygımız. Tabi Ramazan’a denk gelmesi de bütün bunların yaşanmasına neden olan bir etken.

Bir avukat olarak senin nasıl bir ütopyan var?

Ütopyam geldiğimiz süreçte biraz uzakta duruyor galiba. Bir avukat olarak çok umutlu değilim. Hukuk, bizi aslında temelde sınırlantıran bir yapı. Son dönemde yaşananlar, iktidar ve onun yürüttüğü politikalar dolayısıyla hak aramanın kendisi çok zahmetli ve zor bir yol. Bazen kırılıyoruz ve dökülüyoruz ve sonrasında kayıtsız kalamadığımız, dayanmamızı gerektiren tabanı görüyoruz. Bu anlamda, birbirimize umut veriyor olmak gerekiyor. Adliye dahil, bulunduğumuz her alanı dönüştürmemiz gerekiyor. Sürekli temaz lazım bize. Adımlarımızı daha net ve kazanım odaklı atmamız bu süreçte en değerli şey. Hukuk alanında çalışan insanların bu kadar çekingen ve özgür olmadıkları göz önünde bulundururken, haklarımızı unutmamalıyız. Çok umutlu bitiremedim cümlemi, ancak güzel günleri göreceğiz.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Bölgesel değil, ulusal bir dönüşümü hedefleyip harekete geçmemiz gerekiyor. Hep tekiz diyoruz, belki de bu yüzden zorlanıyoruzdur. Aktif özne olmak önemli. LGBTİ+’ların kendi içerisinde örgütlenme ve dayanışmasını artıracak şeylerin çoğalması gerekiyor.

Röportaj: Demhat Aksoy

Bu söyleşi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın finansal olarak desteklediği ve Pembe Hayat ile Kaos GL Dernekleri’nin birlikte yürüttüğü Ayrımcılığa Karşı Gökkuşağı Koalisyonu Projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir.