Av. Ayşegül Karpuz: Türkiye Büyük Bir Şarap Mahseni Gibi

21 Kasım 2017

Ağustos 2017’de gerçekleşen Avukatlar Kampı’na katılan avukatlar ile söyleştik.

 

 

 Avukat Ayşegül Karpuz, İzmir

 

Önce Ayşegül’ü tanıyarak başlayalım. Ayşegül neler yapıyor, hangi alanlarda çalışıyor?

İlk hak mücadelesi ile üniversite yıllarında tanıştım. Üniversitede bir takım şeyleri daha çok görüyorsun. Mesela cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı. Üniversiteden önce bu alanla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Okulla birlikte pek çok şey öğrendim. Bulut Öncü’yü buradan analım. Işıklar içinde olsun. Okul arkadaşımdı. Ondan çok şey öğrendim. Sonrasında, tiyatroyla uğraşırken başka LGBTİ+ bireyler ile ilişkilendim ve KaosGL’nin eğitimlerine katılmaya başladım.

Okulda daha çok sosyalist fikirler ile uğraşıyorduk. Ama orada bile kalıplı bir şekilde çalışmıyordum. Daha çok insana ulaşmamız gerektiğini düşünüyordum. Mezun olduktan sonraki süreçte Ankara’da kalıp insan hakları alanında çalışmak istiyordum ama İzmir’e gittim ve orada baronun kurduğu Göç ve İltica Komisyonu’na dahil oldum. Bu dahiliyetle birlikte mülteci alanında aktif çalışma hayatım başladı.

İnsanların görmediği, ötekileştirdiği ve yardım etmediği insanlarla çalışmaya ilgim olduğunu fark ettim. Mülteciler de bunlardan bir tanesi. Çok yalnızlaştırılıyorlar. Ülkelerinden gelen akrabaları, arkadaşları ve tanıdıkları yok. Birilerinin bu alanda çalışması gerekiyor. ‘Neden bu kişi ben olmayayım’ diye düşündüm. Bu yüzden 2014’ün başından beri göç ve iltica alanında hem insan hakları aktivistiyim hem de alana inip insanlarla görüşüyorum. İzmir’de Halkların Köprüsü Derneği’nde Suriyeli kadınlara Türkiye’deki hukuk sistemini anlatmaya başladım. Henüz hukuki sorun yaşayan Suriyeli LGBTİ+ bireyi derneğe gelmedi ancak benim özel müvekkillerim oldu.

Aslında sadece Türkiye özelinde değil, bütün dünyada mülteci statüsünde olmak çok sıkıntılı bir süreci beraberinde getiriyor. Yaşadığımız sistem çok ırkçı bir sistem. Kendine benzemeyen hiçbir şeyi kabul etmiyor ve ötekileştiriyor. Bu kadar net ayrımcılık yaşadığın bir kimliğe bir de trans ve eşçinsel kimliği ekleniyor. Bu anlamda, bunun hukuktaki karşılığı nasıl oluyor+?

Mültecilik statüsü, Birleşmiş Milletler Cenevre Sözleşmesi’ne göre belirleniyor. Irkı, dili, cinsiyeti ve belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti nedeniyle zulüm ve ayrımcılık gören veya görme tehlikesi bulunan kişileri mülteci statüsü kapsıyor. Bu bağlamda, kendi ülkesinden başka bir ülkeye iltica eden kişi Uluslararası Koruma Başvurusu’na başvurabiliyor. Ancak Türkiye’de böyle değil. Avrupa dışından gelen kişilere bu şartlar tanınmıyor. Şartlı Mülteci statüsü veriliyor. Bunun açıklaması ‘üçüncü bir ülkeye yerleştirilene kadar bu coğrafyada yaşayabilir’ demektir. Zaten geri gönderme yasağı var.

Suriye krizi boyunca, Suriyelilere ilk başta 1 2 yıl misafir statüsü verildi. Aslında ‘misafir’ kavramı çok hiyerarşik bir kavram. Ancak sonrasında Geçici Koruma Yönetmeliği çıkarıldı ve Suriyelilere geçici koruma statüsü verildi. Bu süreç bile çok sıkıntılıydı.

Mülteci çalışmak çok zorlu. Kültür farklı, dil problemi var ve aynı zamanda bu coğrafyayı bilmiyorlar. Nefretini bilmiyorlar.

Kesinlikle. Hukukta hiçbir karşılığı olmayan şeylere maruz kalıyorlar. Mesela imam nikahı, ikinci veya üçüncü eş olmak gibi. Kadınları bu konuda bilinçlendirmeye çalışıyorum. Natrans kadınların yanında LGBTİ+ bireylere de ulaşmak gerekiyor. En azından bizim saha taramamızda LGBTİ+ bireyler çok görünür değiller. Daha çok sağlık alanında bize ulaşıyorlar. Translar da geçiş süreci içerisinde hormon talebi ile ulaşıyor.

Geçiş sürecine başlamak isteyen translar için siz neler yapıyorsunuz?

Biz daha çok yönlendirme yapıyoruz. Eğer tercüman bariyeri varsa -bu en çok yaşadığımız sıkıntılardan- destek sağlıyoruz. Derneğimizin gönüllü tercüman grubu var.

Peki geçiş sürecindeki mülteciler mültecilik statüsü alabiliyor mu?

Türkiye’de Suriyeliler mülteci statüsü alamıyor. Üçüncü bir ülkeye yerleşmeye de başvuramıyorlar. Ancak Geri Kabul Anlaşması’ndan sonra hassas, özel risk grubu dediğimiz gruptaki mülteciler üçüncü ülkeye yerleşme talebinde bulunabiliyor. LGBTİ+ bireyler de ‘özel risk grubu’ dediğimiz gruba dahil bu bağlamda. Ve başvuru yapabiliyorlar.

Daha farklı bir yerden soracağım. Trans bireyler için geçiş süreci ve hormon çok önemli bir noktada duruyor. Peki, mülteci translar bu süreçten ücretsiz yararlanabiliyor mu?

Geçici Koruma Kimlik Belgesi olan kişiler yararlanabiliyorlar. Ben geçiş ameliyatlarının da karşılanabileceğini düşünüyorum. Geçici Koruma Kimlik Belgesi olmayan diğer kişiler ise eğer sigorsa primlerini ödüyorlarsa karşılanabilir.

Yine farklı bir yerden soracağım. Neden LGBTİ+ alanında çalışmak istedin?

Ben toplumda ötekileştirilen ve ayrımcılığa maruz bırakılan bütün insanların yanında olmak istiyorum. Mültecilerle de bu nedenle ilişkilendim. Türkiye toplumunda kamusal dostluk ve barışa inanıyorum. Eğer bu şekilde yaşamak istiyorsak toplumun bütün kesimleriyle bir araya gelmek, temas etmek, anlamak ve yaşamak zorundayız. Bu sadece hak savunuculuğu yaparak olabilecek bir iş değil. Beraber bir şeyler paylaşıp yan yana durabilmek önemli olan.

Peki, senin bir avukat olarak nasıl bir ütopyan var?

‘Ezildikten sonra bütün üzümler şarap olur’ sözü geliyor aklıma. Türkiye’de büyük bir şarap mahseni gibi. Hepimiz ezileceğiz ve ezildikten sonra şarap olmayı öğreneceğiz. Tabi bence böyle olmamalı. Bir acıyı anlamamız için onu yaşamamız gerekmemeli. Ama süreç malesef bizi ona götürüyor. Galiba hukukun içinde olduğum için böyle düşünüyorum ama, ütopya bile hayal edemiyorum. Yüzleşmek çok önemli. Yüzleşmeliyiz. ‘Aman ne olacak canım’ demememiz gerekiyor. Bir insan tanıdığı ve dokunduğu şeyi bilir. Aslında bu şekilde de ‘kötü’ dediğin şeyin kötü olmadığını görürsün. Ben mültecilerle çalışırken de bunu görüyorum. Olabildiğince insanlara anlatmaya çalışıyorum. Şu an o kadar karamsar bir durumdayız ki, hukuk içerisinde bir ütopya yaratamadım.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Ben akşamları Bornova sokaktan geçerken trans kadınlara selam vermeyi çok seviyorum. Siz de selam verin! Dokunun, tanışın!

Röportaj: Demhat Aksoy

 

Bu söyleşi Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın finansal olarak desteklediği ve Pembe Hayat ile Kaos GL Dernekleri’nin birlikte yürüttüğü Ayrımcılığa Karşı Gökkuşağı Koalisyonu Projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir.