Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Ankara’da sivil toplum ile görüştü

7 Ocak 2015

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland, Türkiye’de sivil toplum ile görüştü. Kaos GL’den Murat Köylü, AKP’nin LGBT haklarına dair somut adım atmadığı gibi düşmanlaştırma politikası güttüğünü söyledi.

Türkiye’nin kurucu üyelerinden olduğu Avrupa Konseyi’nin Genel Sekreteri Thorbjørn Jagland, iki günlük Ankara ziyareti kapsamında sivil toplum kuruluşları ile görüştü. Yaklaşık iki saat süren toplantıya İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP), İnsan Hakları Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Kaos Gey-Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü temsilcileri katıldı.

Toplantıda Kaos GL adına söz alan Murat Köylü, Genel Sekreter Jagland ve danışmanları ile şu görüşleri paylaştı:

?AKP eşitlikten saptı?

?Bugün iktidar partisine yöneltilen eleştirilerin çoğu yolsuzluk suçlamalarına karşı verdiği anti-demokratik, hukuk dışı ve saldırgan tepkiye odaklanmaktadır. Ancak, daha geniş bir kapsam ve AKP’nin siyasal İslam ile ilişkisi de göz önüne alındığında, bu partinin Türkiye’de ve Orta Doğu’da takındığı tutumun, siyasal İslam’ın küresel düzeyde müdahil olduğu gelişmelere dair bir uyarlama ve hesaplaşma mantığı "da" içerdiği düşünülebilir. AKP’nin belirli bir mezhep popülizmine dayalı ideolojik perspektifi çerçevesinde, Avrupa değerlerinden uzaklaştığı ve uluslararası, bölgesel ve ulusal politikalarını Orta Doğu’daki mezhep dengeleri doğrultusunda ayarladığı uzun süredir gözlemlenmektedir. AKP katılımcılığa, çoğulculuğa, şeffaflığa, cezasızlık ile mücadeleye ve hesap verebilirliğe ilişkin demokratik kurallardan, evrensel insan hakları kriterlerinden, Hükümetlerin kapsayıcılığa dair yükümlülüklerinden, kadın-erkek, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, din ve inanç eşitliklerinden endişe verici sapmalar göstermiştir.

?İktidarda kalmak için her şeyi göze alma arzusu?

?Demokratik bir sistemde siyasi partiler gün gelir iktidar, gün gelir muhalefet pozisyonu alırlar. Siyasetler, iktidar konumundan inmemek ve siyasi iradeyi paylaşmamak için her şeyi deneyebilirler. Kuvvetler ayrılığı ve denge-denetleme sistematiği, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, evrensel insan hakları ilkeleri, medya ve ifade özgürlükleri, hükümetlerin "iktidarda kalmak için her şeyi göze alma arzularını" bireylerin ve demokratik muhalefetlerin lehine sınırlandırmak için geliştirilmiştir. Ancak AKP bugün muhalefet olmayı göze alamayacak bir noktaya gelmiştir; özellikle de yolsuzluk iddialarının sonrasında, iktidarı kaybetmemek için, en temel kuvvetler ayrılığı ve denge-denetleme ilkelerini çiğnemek dahil her şeyi göze alan bir manevra alanı yaratmıştır.

?Yasamayı tamamen kendi gündelik çıkarlarına tabi kılmak, demokratik standartlar ile uyumsuz mevzuat yaratmak, yargıyı yürütmeye bağlamak, medyayı patronaj ilişkileriyle etkisizleştirmek itibariyle AKP, öyle bir yasal, politik ve kültürel zemin ve iklim yaratmıştır ki, bir gün muhalefet pozisyonuna "inmesi" halinde kendi yaratımın birincil hedefi ve/veya mağduru, bizzat kendisi olabilir. Bu açıdan AKP’nin devlet partisine, Türkiye Cumhuriyeti’nin de parti devletine dönüşmesi AKP’nin en olası siyasi ve hukuki kurtuluşu gibi görünmektedir. Karamsarlıkla söylenebilir ki, bir paradoks olarak, Türkiye’nin AKP’nin bugünkü kadroları liderliğinde demokratikleşmesi ve yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlaması mümkün değildir. Böylesi bir "normalleşme" en üst düzeydekiler dahil pek çok AKP’li siyasetçinin -ve aileleri dahil yakın çevrelerinin- yargılanmalarına, belki de bir kısmının suçlu bulunmalarına olanak tanıyacaktır.

?AKP iktidarda kalma uğruna LGBT’lere savaş açabilir?

?AKP 12 yıllık iktidar döneminde tutarlı, kapsayıcı, retorik düzeyini aşan demokratikleşme ve insan hakları stratejileri geliştirmemiştir; eylem planları ortaya koymamıştır. Özellikle son döneminde, ülkenin kronik insan hakları sorunlarından ve toplumsal parçalanmışlığından kendi siyasi bekası için faydalanmaktadır. Hükümet, uygulamalarını eleştiren tüm muhalefet kesimlerini neredeyse düşmanlaştırmaktadır; farklı toplumsal ve siyasi kesimleri birbirlerine karşı -yalanlara dahi başvurarak- kışkırtmaktadır. Ülkedeki nefret ve önyargı yükünü artırmaktadır. Böylesi bir ortamda eşcinsel ve trans yurttaşlar, AKP’nin iktidarda kalma hesapları doğrultusunda kendilerine de pek yakında "savaş açılabileceğinden" büyük endişe duymaktalar; ki LGBT’lere yönelik böylesi bir üstü örtülü "savaş" ve telaffuz edilmeyen bir düşmanlaştırma, Hükümet’in birçok politikasından uzun zamandır ifşa olmaktadır. Örneğin;

?Türkiye’de ulusal mevzuat cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini tanımamaktadır. Tersine, polislik, askerlik, öğretmenlik ve kamu görevlileri mevzuatında doğrudan ya da dolaylı olarak eşcinsel ve trans yurttaşların haklarını ihlal eden ibareler varlığını halen korumaktadır ve sıklıkla bu hükümler uygulanmaktadır. AKP Hükümeti, LGBT’lerin insan haklarını ihlal eden mevzuat ve uygulamaları sona erdirmek üzere şu ana kadar hiçbir somut adım atmış değildir.

?Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nefret suçları düzenlemesinde yok?

?Tam tersine Hükümet geçtiğimiz 2014 Mart’ında yasalaşan nefret suçları düzenlemesinde "cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini" korunan kategorilerin dışında bırakmıştır. Bugün ülkede yaygın görülen homofobik ve transfobik nefret saldırılarına karşı hiçbir cezai, koruyucu ve önleyici tedbir uygulamada değildir; resmi istatistikler yetersiz değil, yoktur.

?Yakın zamanda Bakanlar Kurulu gündemine gelmesi beklenen Ayrımcılık ile Mücadele ve Eşitlik Kurulu Yasası için de aynı endişe taşınmaktadır.

?İnsan hakları genel stratejisi gibi, Hükümet’in ayrımcılıkla mücadele eylem planı ve bu ikisine eşlenik sosyal içerme politika çerçevesi de bulunmamaktadır. Tam tersine, bugün Türkiye, Hükümet’inin kapsayıcılığı değil, dışlayıcılığı açıkça sahiplendiği bir evreden geçmektedir ve bunun olumsuz etkisi LGBT’ler dahil tüm toplumsal kesimlerde görülmektedir. Son dönemde LGBT’lere ve onların haklarını savunanlara yönelik medyadaki nefret söylemleribelirgin ölçüde artmıştır.

?LGBT haklarına ilişkin açık ve somut tutum yok?

?AKP ülkenin kadim sorunları olan nepotizmden (yakın ve/ya siyasi çevrenin kayırılması), kamu görevlilerine yönelik cezasızlık kültüründen ve devletçilikten kendi iktidarını koruma ve ideolojisini kurumsallaştırma adına faydalanmaktadır. Bu olumsuz geleneklerin bizzat Hükümet tarafından sahiplenilmesi, devlete ve hükümetlere karşı bireyi savunmaları beklenen ve siyasi atamaların ağırlığı altında ezilen Kamu Denetçiliği ile Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına endişeler doğurmaktadır. Nitekim bu iki kurum LGBT haklarına ilişkin henüz açık ve somut bir tutum göstermemiştir.

?Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkla mücadele, Avrupa Konseyi’nin hem siyasi hem hukuki sistemine içkindir; bu konuda Taraf Devletler’in siyasi ve hukuki sorumlulukları nettir. Ne yazık ki AKP Hükümeti LGBT’lere yönelik insan hakları ihlallerinin önlenmesine ilişkin ulusal olduğu kadar, uluslararası sorumluluklarını da yerine getirmemektedir. Öyle ki, kulislerden alınan bilgilere göre, bazı üst düzey Hükümet yetkilileri, yaşanılan onca cinayet, aile içi şiddet ve intihar vakasına rağmen, Avrupa Konseyi’nin "İstanbul Sözleşmesi"ne şerh düşerek cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddeti koruma kapsamı dışında bırakmayı dahi tartışmaya açabilmektedir.

?Hükümet algı yönetiminde başarılı!?

?Hükümet’in bir konuda başarılı olduğu söylenebilir: algı yönetimi. Türkiye’nin tabi olduğu uluslararası rejimin başat kuruluşlardan Avrupa Konseyi, Hükümet’in Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi kuruluşlarla olan ilişkilerini iç politikada maniple etmesinin önüne geçmek ve Türkiye yurttaşlarını doğrudan bilgilendirmek üzere kamu diplomasisine verdiği ağırlığı güçlendirmeli ve her kesimden Türkiye yurttaşına seslenmenin yeni yol ve yöntemlerini geliştirmelidir.?