Kaos GL, AGİT Yüksek Temsilcisi ile görüştü

12 Aralık 2014

Kaos GL Derneği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Irkçılık, Yabancı Düşmanlığı ve Ayrımcılık Yüksek Temsilcisi Alexey Avtonomov’un Türkiye ziyareti esnasında kendisi ile bir araya geldi.

Yaklaşık 45 dakika süren görüşmeye Kaos GL Derneği adına katılan Murat Köylü şu görüşleri paylaştı:

- Türkiye etnik köken, din, mezhep, cinsel kimlik ve siyasi görüş temelli ayrımcılıkların yoğun biçimde yaşandığı, söz konusu ayrımcılıkların kamu yönetiminde ve personel rejiminde dahi kurumsallaştığı bir ülke olmak ile birlikte, bu gibi ayrımcılıklara karşı koyacak yasal ve politik önlemler, yargı içtihadı, bağımsız kurumlar ve sosyal yapılar son derece yetersizdir. Son dönemde mültecilere yönelik yükselen yabancı düşmanlığı da kaygı yaratmaktadır.

- 12 senedir iktidarda olan AKP Hükümeti, meselelere kalıcı, bütünsel, yapısal ve uluslararası normlar ile uyumlu çözümler üretmek yerine, ayrımcılık temelli sorunları kendi politikasının bekası için kullanmaktadır. Son döneminde Hükümet bununla da kalmamış, siyasal iktidarını korumak için toplumsal kesimleri açıkça birbirine karşı kışkırtmış, ayrımcı retorikler, nefret söylemleri ve polis şiddeti aracılığıyla toplumsal dokulardaki parçalanmaları şiddetlendirmiş, kendine tabi görmediği veya muhalefet eden toplumsal kesimleri adeta "yabancılaştırarak ve düşmanlaştırarak" demokratik, hukuksal ve etik açılardan kabul edilemez bir tutum sergilemiştir.

- Hükümet’in kapsayıcı, sürdürülebilir ve bütçelendirilmiş bir genel insan hakları stratejisi ve eylem planı yoktur. Ayrıca, böylesi bir genel insan hakları stratejisi ile eşlenik ayrımcılık ile mücadele ve sosyal içerme stratejileri ve politika çerçeveleri de yoktur. Hükümet, evrensel insan hakları ilkelerini ve çoğulcu, katılımcı demokrasi kriterlerinin gerektirdiği ayrımcılıkla mücadele, sosyal güvenlik, sosyal koruma ve sosyal yardımlaşma politikalarını uygulamamakta; bunun yerine yoksul ve/ya savunmasız toplumsal kesimleri kendisine bağımlı kılmayı sürdürecek geleneksel ve muhafazakâr sosyal içerme politikalarını klientalist anlayış ile işletmeyi tercih etmektedir.

- Böylesi bir Hükümet yaklaşımında Türkiye’nin eşcinsel ve trans yurttaşları ve mültecileri, kamu politikalarından ve harcamalarından hiçbir pay alamamakta; sosyal ve kurumsal ayrımcılığın ve önyargıların birincil mağduru olma konumlarını sürdürmektedirler. Geçtiğimiz Mart yapılan nefret suçları düzenlemesinde "cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği" kategorilerini, ülkenin her yerinde gözlenen yaygın homofobik ve transfobik saldırılara ve cinayetlere rağmen, korunan temeller arasında almayan Hükümet, söylem düzeyinde dahi olsa bu toplumsal kesime karşı işlenen ayrımcılığı ve şiddeti kınamamaktadır. Bu tutum, AGİT ve Türkiye’nin tabi olduğu diğer uluslararası rejim standartları ve ilkeleri ile uyumsuzdur.

- Hükümet’in çok yakında Ayrımcılık ile Mücadele ve Eşitlik Kurumu Yasası taslağını Meclis gündemine getirmesi beklenmektedir. Nefret suçları mevzuatında gösterilen bu ayrımcı, dışlayıcı ve kamu otoritesinin yükümlülüklerine aykırı tutumun bu yasada sergilenmesinden derin endişe duyulmaktadır.