HDP’li Çelik: “Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliği bir toplum gerçeğidir”

11 Aralık 2014

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Demir Çelik kaosGL.org’a konuştu.

Kaos GL Derneği’nden Murat Köylü’nün sorularını cevaplayan Çelik, ?Çeşitlilik, bir toplum realitesidir. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliği bir toplum gerçeğidir.? dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili olan Demir Çelik, 2008-2010 yılları arasında BDP Genel Başkanlığı da yaptı.

AKP, bir siyasi parti olmaktan çıkmış, devletleşen bir güç odağına dönüşmüştür. Hegemoniktir, tahakkümcüdür, tahammülsüzdür. Herkesi Türk, herkesi İslam gördüğü gibi, herkesi heteroseksüel olarak da gören bir noktadan meselelere yaklaşır.

Biliyoruz ki barış AKP’nin keyfine, insafına, icazetine terk edilemeyecek kadar değerlidir. Barış, AKP ile ve AKP’ye rağmen bizim yerine getirmemiz gereken tarihsel bir görevdir.

HDP Türkiye’de LGBT haklarını ilk Meclis gündemine taşımış partidir. Belediyelerimizde çoğulculuğu biz uygulamaya aldık. Cinsel, etnik, dinsel kimlik ne olursun insanların eşit vatandaş muamelesine tabi hizmet alabilmesi amaçlanıyor. Zordur, ama Kürdistan’ın genelinde değilse bile, Türkiye Kürdistanı’nda toplum buna ikna oldu. İnşallah orada yaratacağımız sinerji ile Türkiye’nin geneline yayabileceğimiz bir demokratikleşme programı olur.

Kürt Siyasal Hareketi, Orta Doğu’nun muhafazakâr, devletçi, hegemonik anlayışına karşı özgürlükten ve barıştan yana olma kararlılığını kanıtlamıştır.

Meclis’e verdiğiniz önergeyle, Hükümet’e homofobi ve transfobi temelli nefret saldırılarına karşı neden önlem almadıklarını sordunuz. Çözüm Süreci’nin son derece netameli anlarında bir HDP’li siyasetçi olarak sizi konuya öncelik verip siyaset ve meclis gündemine taşımaya yönelten düşünce neydi?

HDP’nin çoğulculuğa dayalı demokratik siyasetini her şeyden çok önemsiyorum. Bu nedenle toplumun tüm mazlumlarının, ötekileştirilenlerinin sorunlarının çözüm parametrelerinin bizlerden, partilerden de bağımsız, biz demokratik siyasetçilerden geçtiğine inanıyorum. Siyaset, siyasetçi toplumun hakikatlerini örtmemeli, ötelememeli. İnsanların mağduriyetini görmezden gelen, onları mağdur eden bir siyasete değil; eşit özgür insan, eşit özgür vatandaş haklarına dayalı bir siyasete tüm önceliğimizi vermeliyiz. Bu meseleyle ilgili HDP’nin ilk verdiği soru önergesi de değil. Araştırma önergelerimiz de var. Ancak bunun da diğerleriyle benzer şekilde neticeleneceğini, ilgisiz ve cevapsız kalacağını düşünüyorum.

Neden böyle düşünüyorsunuz? AKP eşcinsel ve translara yönelik ayrımcılığa ve nefret suçlarına sizce neden önlem almıyor?

Bana göre AKP, bir siyasi parti olmaktan çıkmış, devletleşen bir güç odağına dönüşmüştür. Hegemoniktir, tahakkümcüdür, tahammülsüzdür. İdeolojik aygıtları ile, zor aygıtları ile, baskı aygıtları ile toplumu tek tipleştirmeyi, yukarıdan aşağıya müdahaleler ile biçimlendirmeyi hedefleyen bir zihniyete sahiptir. O zihniyet herkesi Türk, herkesi İslam gördüğü gibi, herkesi heteroseksüel olarak da gören bir noktadan meselelere yaklaşır. Toplum iktidara, hiyerarşiye ve sermayeye hizmet etmelidir. Hizmet etmeyen bir noktada ise, "aykırı" ise, muhalif ise, farklı düşünüyorsa, farklı kimliğe, yönelimlere sahip ise bastırılmalı, mümkün ise ortadan kaldırılmalı, ortadan kaldırılamıyorsa asimilasyona tabi tutulup ehlileştirilmelidir. AKP, LGBT’leri hedef alan nefret saldırılarını, ortadan kaldırma veya ehlileştirme operasyonlarının bir parçası olarak görüyor olmalı.

Durum bu kadar vahim ise, demokrasiden ve insan haklarından yana siyaset nasıl tavır almalı?

Demokrasiden yana her vatandaş buna itiraz etmelidir. HDP bunun için var. Çeşitlilik, bir toplum realitesidir. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliği bir toplum gerçeğidir. Aynı Kürt’ün, Arap’ın, Türk’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, İslam’ın, Hıristiyan’ın, farklı siyasal düşüncelerin var olması gibi. Her kesimden, kimlikten insanlar haklar ve özgürlükler açısından eşit yaşamalıdır. Bu hakkı ötelemeye, gasp etmeye, yok saymaya, devlet de olsa, iktidar da olsa, hiçbir gücün hakkı yoktur. Devlet veya iktidar haklarımızı, özgürlüklerimizi gasp ediyorsa, itiraz etmek de, isyan etmek de bizdendir. Bazen itirazımız soru önergesidir, bazen araştırma önergesidir, bazen sokaktaki eylemdir ya da dayanışmadır.

AKP’nin "devlet partisine dönüştüğü" eleştirisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yolsuzluk iddialarında da, Gezi Olayları’nda da, Roboski’de de, Soma’da ve diğer işçi kıyımlarında da görülmüştür ki AKP bir bütün olarak sermaye ve iktidar aygıtına dönüşmüştür. Tekçi, katı merkeziyetçi, kuvvetler ayrılığını ve yargı bağımsızlığını hiçe sayan, devletin statükosundan yana olan bir yapıdadır; devlet parti olma yolundadır. AKP bugün tektipçi, tek düşüncenin egemenliğini inşa eden, günümüz demokrasisi ile bağdaşmayan bir zihniyetin arkasındadır. Her şeye rağmen umuyorum ki Anadolu’nun çoklu kültüre ve kimliğe sahip toplumu, canlı organizmadan ileri gelen refleksleri ile ortak tepkiyi verir; insani müştereklerde buluşarak bu faşizan uygulamalara dur demeyi başarır.

Devlet partisine dönüştüğünü söylediğiniz AKP’nin Kürt sorununun çözüm sürecindeki liderliğini ne kadar güvenilir ve samimi buluyorsunuz?

AKP’nin egemenlikçi, inkârcı, asimilasyoncu, Kemalist-militarist çizgiden toplumsal sorunlara yaklaştığı doğrudur. Devletleştiği, liderinin giderek polis devletinin faşizan uygulamalarına bel bağlayan, diktatörlüğe heveslenen bir zat-ı muhterem olduğu da doğrudur. Bununla birlikte, Kürt sorununda çatışan taraflardan biri devlettir. Meselenin Kürt tarafı olarak bu manada direkt muhatabımız devleti temsil ediyor olmasından hareketle AKP olmak durumunda. Ancak biz biliyoruz ki barış AKP’nin keyfine, insafına, icazetine terk edilemeyecek kadar değerlidir. Barış, AKP ile ve AKP’ye rağmen bizim yerine getirmemiz gereken tarihsel bir görevdir. En nihayetinde mesele şiddet dışı araçlarla diyalog ve müzakere eksenli bir sürece evrilmiş ise, demokratik siyaset olarak biz de muhatap ile pazarlık etme, tartışma, müzakere etme hakkımızı kendimizde görüyoruz. Yüzlerce yıldır birikmiş bir sorundan bahsediyoruz. Sorun, tarafların birbirine düşman algısına yaklaştıklarından dolayı da çözümsüz kalmıştır. Çözümsüzlük sadece iki tarafa değil, toplumun tümüne zarar veren bir siyasal ve sosyal travma yaratmıştır. Bu siyasal ve sosyal travmadan zarar gören tarafların bu işe akıl yorması, emek vermesi, çözüm iradesini geliştirmesi anlamlıdır. Bizim yaptığımız bu. Şu anda da AKP hâlâ barışı, barış dilini konuşuyor, ülkenin geneline bir barış atmosferi kuruyor değil. Tarzı, üslubu, yaklaşımı barış dışıdır; hegemoniktir.

AKP’nin barış veya çözüm sürecini sahiplenmesinin amacı ne?

Küresel düzeyde muazzam yeni dinamikler açığa çıktı. Devlet yönetimleri, katı merkeziyetçilikten giderek ademi merkeziyetçiliğe evriliyor. Savaş, çatışma yerine giderek diyalog ve müzakere konuşuluyor. Devletleri denetleyen ciddi kamuoyları da var. Bugün ABD, Rusya bile - ki onlar da hegemoniktir - doğrudan askerini Suriye’ye göndermiyor. Taşeron, vekâlet savaşlar ile işi yürütüyor. Bakın AKP demokratik kamuoylarına rağmen yine de savaş argümanına dört elle sarılabilme cesareti gösterebilmiştir. AKP son üç yıldır Suriye’de savaşa soyunan bir pozisyon aldı. Doğrudan Suriye Kürtleri’nin Rojava kazanımlarını değil, Esad’ı hedef gösterdi. Esad karşıtlığı üzerinden toplumu konumlandırdı; ama el altından ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) içerisindeki El-Kaidecileri, El-Nusracıları, İŞİD hareketini, Rojava’daki insanlık kazanımlarını bertaraf etmek için organize etti, destek verdi. Topluma sanki Esad’a karşı tırlar ile silah dağıtılıyormuş, gıda yardımıymış, oradaki mağdur Türkmen’lere gidiyormuş gibi anlatıldı. Bu gösteriyor ki AKP çok da isteyerek barışa, demokratik çözüme gelmedi. Bölgesel boyuttaki siyasal gelişmelerden hareketle çözümsüz kalamayacağını biliyor ama çözümden de anladığı kendine göre çözümdür.

Ne anlıyor AKP barıştan veya çözümden?

Kürt tarafı silahını bırakıp gelecek, AKP’nin insafına, iznine bağlı kalacak. Her tür muhalif muhalefet hattını ve siyasetini bırakacak, AKP’nin hizaya getirdiği kişi olacak. Tüm mazlumlar, mağdurlar, tüm toplumsal kesimler yan yana gelip insan haklarına dayalı bir hukuk devleti, demokrasi eksenli bir devletin yanında yer alabilmeyi başarabilirsek, AKP de bu pervasızlığı yapamaz. Toplum kendi siyasal, ekonomik, demokratik, kültürel ya da biyolojik, fizyolojik ihtiyaçlarını bir arada karşılamanın özgürlüğüne, kendi barışına sahip çıkabilirse kazanır. Ama toplum bütün bu alanlarını devletin ve iktidarların insafına bırakırsa, onun iznine tabi kılarsa kaybeder. O nedenle de biz barışı ve çözümü AKP’ye havale etmiş değiliz, hiç niyetimiz yok. Bugün AKP’dir iktidarda, yarın CHP olur, MHP olur, başka bir parti olur. Biz onunla müzakere etmeyi, mücadele etmeyle eşdeğerde görüp yürüteceğiz.

Kadın erkek eşitliğinin ve etnik, dini, cinsel kimliklerin kabul edilmesine dair HDP’nin gösterdiği iradenin Kürdistan’ın tamamında ne kadar karşılığı var?

Coğrafyamız, biraz da üç semavi dinin etkisinde kaldığından kaynaklı, muhafazakârlığını koruyor. Bu üç semavi dinden kaynaklananlar yetmezmiş gibi, etnik kimliklere dayalı çatışmaların hükümranlığının da cereyan ettiği bir coğrafya olması nedeniyle, Orta Doğu ve Kürdistan özgürlükler ile buluşmadı. Özgürlükler kadük kalmaya devam ediyor. Kürdistan coğrafyasının Türkiye, İran, Irak ve Suriye parçaları sömürge sistemine tabidir. Buralarda din öğretisi, din dayatmasına ve toplumu ideolojik şekillendirme aracına dönüştürülmüştür. Kürt toplumu bundan azami ölçüde olumsuz etkilendi. Gelişmeye, aydınlanmaya, özgürlüklere kapalı bir toplum maalesef.

Bunu diyebilir miyiz? Soruyu bunu ima etmek için sormamıştım.

Bu bir realite. Bu realiteye rağmen Kürt Özgürlük Hareketi’nin kırk yıla varan mücadele birikimi bu kapalı, muhafazakâr toplumu onu aydınlatan, onu özgürlükçü değerlerle buluşturan bir noktaya taşımıştır. Kadının erkek ile eşit olduğu İslam dininde pek makbul, kabul görebilen bir düşünce değil. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bile "fıtratına, doğasına, varlığına aykırıdır" diyor. Temelden karşılar yani. Toplumun tamamında olmasa da ekseriyetinde egemen olan bu algıya rağmen HDP, 2014 yerel seçimlerinde belediyelerin tümünde eşbaşkanlık sistemini uygulamayı amaçladı. HDP bugün Türkiye’de LGBT haklarını ilk Meclis gündemine taşımış partidir. Dezavantajlı grupların, dini azınlıkların siyasal temsiliyetini, eşit haklara dayalı yönetimi, bütçede katılımcı demokrasinin gereklerini gündeme taşıyan bir partidir. Belediyelerimizde çoğulculuğu biz uygulamaya aldık. Kültür, eğitim, sağlık merkezlerimizde çok dilli, çok kimlikli, çok kültürlü toplum gerçeğine uygun hizmetler üretiliyor. Cinsel, etnik, dinsel kimlik ne olursun insanların eşit vatandaş muamelesine tabi hizmet alabilmesi amaçlanıyor. Zordur, ama Kürdistan’ın genelinde değilse bile, Türkiye Kürdistanı’nda toplum buna ikna oldu. İnşallah orada yaratacağımız sinerji ile Türkiye’nin geneline yayabileceğimiz bir demokratikleşme programı olur.

Türkiye’de savunduğunuz bu pozisyonu Kürdistan’ın diğer siyasi tarafları ile kurduğunuz siyasi ilişkiler bağlamında da sürdürmek konusunda kararlı mısınız?

Biz kazanımlarımıza ağırlıkla Türkiye Kürdistan’ında sahibiz. Ama Türkiye Kürdistan’ındaki bu değişim ve dönüşüm, Rojava’ya da, Başur’a da, Rojhilat’a da; yani İran, Irak ve Suriye Kürdistanı’na da yansıyor. Siyasal anlamda, örgütsel anlamda bu parçalarda da ciddi bir aydınlanma var. Örneğin Rojava’da Kobani direnişini izliyorsanız; iki ayı aşkın bir zamandır YPG saflarındaki kadın arkadaşlarımızın "meşru savunma pozisyonu" dahilinde gösterdikleri destansı bir direniş var. Kadın erkek beraber de mücadele ediyorlar. Kanton yasaları ortak anayasaya henüz dönüşmedi ama Cizire, Efrin ve Kobani kantonlarının yasalarında kadın özgürlüğüne, toplumun çoklu kimliğine ve kültürüne vurgu var. Kantonlarda bir erkek, bir kadın eşbaşkanlık yürütüyor. Bu yönüyle de Orta Doğu için bir çığırdır. Bu kazanımları sahiplenmek bir insanlık ve demokrasi değeridir. Bu değerlerin savunulması için ortaklaşma gereği, cinsel kimliği, etnik, dini kimliği ne olursa olsun Kobani’deki insanlar tarafından gösterilmiştir. Kürt Siyasal Hareketi, Orta Doğu’nun muhafazakâr, devletçi, hegemonik anlayışına karşı özgürlükten ve barıştan yana olma kararlılığını kanıtlamıştır.

Röportaj ve fotoğraflar: Murat Köylü, Kaos GL Derneği